Tarımda reform şart!

Geçtiğimiz hafta Nisan ayı enflasyon rakamlarını karşıladık. Enflasyondaki yükseliş her anlamda hayatımızı olumsuz etkilerken temel ihtiyaç olan beslenme ihtiyacını karşılamak da günden güne daha da zorlaşıyor.  Gıda fiyatlarındaki yükselişte elbette küresel iklim değişikliğinin etkisi var ancak bu etki sadece bizi değil bütün dünyayı etkileyen bir olgu. Ancak artık iklim değişikliği bahanesinin arkasına saklanmak da çok rasyonel bir yaklaşım değil. Öyle ki Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü (FAO) verilerine göre, gıda fiyatları endeksi Nisan’da geçen yılın aynı dönemine göre %7,4 gerilerken, Türkiye’de gıda fiyat endeksi Nisan’da yıllık olarak %68,4 yükselmiş durumda ve bu haliyle OECD ülkeleri ortalamasının yaklaşık 10 katı.

Dünyada gıda fiyatları düşerken Türkiye’de artıyor

Yıllarca tarım ülkesi olmak ve verimli topraklara sahip olmakla övünmüş bir ülke olmamıza rağmen bugün OECD ülkeleri arasında gıda enflasyonunda ilk sırayı almamızın nedeni yanlış tarım politikaları ve ithalata bağımlılığımızın bu kadar artmış olmasından kaynaklanıyor. Özellikle tarım girdi fiyatlarındaki (tohum, gübre, ilaç) artış, üretim için gerekli enerji maliyetlerindeki artış ve teşvik ile sübvansiyonların azalması üreticiyi üretemez, ürettiğinde de maliyetlerin altından kalkamaz hale getirdi. Üretimin yıllar içinde azalmasıyla oluşan arz-talep dengesizliği ithalata bağımlılığımızı artırırken, dövizdeki artışın gıda fiyatları üzerindeki etkisi de sofralara yansıdı. Bununla beraber gıda fiyatlarındaki artış bir yandan da kafe, restoran ve otel işletmeciliği gibi alanları etkilediğinden hizmet enflasyonu da gündelik hayatımızı etkilemeye devam ediyor. 

Gıda enflasyonunu düşürmek refahı artırır

Kalıcı bir refah artışı sağlamak istiyorsak gıda enflasyonunu düşürmemiz gerekiyor. Bunun için yola tarımda reform ile çıkmak zorundayız. Bunu başaran ülkeler var. 

Örneğin Brezilya, üretimi teşvik etmek adına çiftçilere tarım girdileri için sübvansiyonlar sağlarken, tarım ürünlerine yönelik ihracat teşvikleri ile tarım sektörünü destekliyor. Brezilya’da gıda enflasyonu %3,1 seviyesinde. Bir diğer örnek Avrupa Birliği. Avrupa Birliği, tarım girdileri üzerindeki fiyatları düşük tutmak için rekabeti teşvik eden ve tedarikçilere erişimi kolaylaştıran politikalar uyguluyor. Avrupa Birliği’nde gıda enflasyonu %1,5 seviyesinde. Gıda enflasyonunda önemli adımlar atan bir başka ülke ise Hollanda. Hollanda, iklim değişikliğinin tarım üzerindeki etkilerini azaltmak için su yönetimi projeleri ve çevre koruma programları uygulamanın yanında biyoçeşitliliğin korunması ve kimyasal kullanımının azaltılması gibi konular üzerinde yoğunlaşıyor. Bu politikalarla tarımda sürdürülebilirliğin sağlanması amaçlanıyor. Bununla birlikte tarım ürünlerinin uluslararası pazarlara erişimini kolaylaştırmak adına pazarlama ve ihracat teşvikleri sunuyor. Hollanda’da gıda enflasyonu %0,9 seviyesinde. Son olarak, Hindistan çiftçilere ‘’Yeşil Devrim’’ olarak adlandırdıkları teknolojilere erişimi artırarak, uygun maliyetli sulama sistemleri sayesinde verimliliği artırmış ve gıda enflasyonunu düşürmeyi başarmış bir ülke.  

Bu ve benzeri reformları uygulamaya geçirdikten sonra zincir marketleri fahiş fiyat artışları nedeni ile suçlamak yerine denetimleri artırmak da şart. Ülkemizin en büyük eksiklerinden biri bu denetimlerin yetersizliği. Bu anlamda tarım ürünlerine yönelik spekülasyonları izlemek ve düzenlemek adına bir komisyon kurulabilir ki ABD’de Tarım Vadeli İşlemleri Komisyonu (CFTC), tam olarak bu görevi yapıyor. Örnekler daha da çoğaltılabilir elbette. Ancak dünyanın en verimli topraklarına sahipken bu toprakların kıymetini bilmemeye devam edersek gelecek nesillere bırakacak bir şeyimiz kalmayacak.